Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, “AKP mutfakta mutlak yangındır ve toplumun her kesimi AKP’den artık umudunu kesmiştir” diyerek, “Anadolu’yu dolaşıyoruz, iş dünyasıyla bir araya geliyoruz, esnafla bir araya geliyoruz, çiftçiyle bir araya geliyoruz ve ortak söylem şöyle şekilleniyor: ‘Bizim artık bu iktidardan bir umudumuz yok” diyorlar” dedi.
“İktidar, mutlak butlanın arkasına saklanarak, siyaseti manipüle ederek mutlak yoksulluğu gizleme çabası içerisinde” diyen Başkan Özdağ, Türk Milleti Basın Toplantısında Türkiye gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
Başkan Özdağ, toplantıda şunları söyledi; “21 Mayıs’ta mutlak butlan kararı alındı ve bu, Türkiye’de devlete ve demokrasiye yönelik bir saldırıydı. Tabii haklı olarak gündem oluşturdu ve oluşturmaya devam ediyor. Ama Türkiye’de sadece bir mutlak butlan söz konusu değil, aynı zamanda mutlak yoksulluk söz konusu.
İktidar, mutlak butlanın arkasına saklanarak, siyaseti manipüle ederek mutlak yoksulluğu gizleme çabası içerisinde. Cumhur İttifakı’nın, AKP iktidarının, saray rejiminin mutlak yoksulluğu gizlemesine izin vermeyeceğiz.
Evet, Türkiye’de bir mutlak butlan var ama mutfakta da mutlak yangın var. Geçen hafta Kurban Bayramıydı. Eskiden Kurban Bayramlarında yoksullar et görürlerdi ama kimse et yüzü göremedi. Çünkü yoksulluk o kadar derinleşti ve o kadar yayıldı ki artık insanlar kurban kesip yoksullara dağıtma imkanına dahi sahip değiller. Halkımızı saray rejimi ete, süte, ekmeğe mahkum hale getirmiştir.
Bakın, rakamlar bizim değil değerli arkadaşlar. Türk-İş, Türkiye’nin en büyük işçi sendikası, Mayıs 2026’da dört kişilik bir ailenin açlık sınırı için harcaması gereken paranın 35 bin 174 TL olduğunu söylemiş. Açlık sınırı ne? Sadece mutfak harcamaları, karnını doyurmak için gereken tutar. Ama gıda dışındaki diğer ev ihtiyaçları; kira, elektrik, su, yol gibi kalemlerle birlikte yoksulluk sınırı deniyor ve bunun için 114 bin 576 TL’ye ihtiyaç var yoksulluk sınırının üzerine çıkmak için. Yani 115 bin liralık aylık geliriniz olmadan Türkiye’de yoksulsunuz.
Peki, AKP iktidarına soruyoruz: Siz asgari ücret olarak ne veriyorsunuz? 28 bin 70 lira. Üstelik bunu verdiğiniz zaman 28 bin 70 liraydı, bugün alım gücü 23 bin liraya düşmüş durumda. Peki, 5 milyondan fazla emekliye ne kadar veriyorsunuz? 20 bin lira. Alım gücü bugün 17 bin lira.
Siftah yapamayan esnaflarla her gün, her ilimizde, her ilçemizde karşılaşıyoruz; tarlasında ürünü elinde kalan köylülerle karşılaşıyoruz ve yok edilen bir orta direk gerçeğini bütün kentlerimizde ne yazık ki yaşıyoruz. Bakın, artık bu insanlarımızın nasıl yaşayacaklarından bahsetmiyorum, nasıl doyacaklarından bahsediyorum. Açlar. Açlık kol geziyor. Bu, AKP iktidarının 24 senesinin sonunda gelmiş olduğu noktadır.
Değerli Zafer Partililer, değerli yurttaşlarım; hatırlayacaksınız, AKP iktidarı enflasyon canavarını dizginleyemeyince sözüm ona Haziran 2023’te bir dezenflasyon programı yürürlüğe koydu. Mehmet Şimşek, daha önce hakaretler edilen kişi, bu programın başına getirildi. Yani gelirleri artıracaklardı, harcamaları da kısacaklardı. Ama 2026’nın Haziran ayına geldik, ortada hiçbir şey yok.
Bakın, bu yılın ilk dört ayında genel bütçede 5 trilyon 892 milyar liralık harcama var, 5 trilyon 68 milyar liralık gelir var. Yani ilk dört ayda bütçe 524 milyar lira açık vermiş. Ancak iktidarın hakkını da yemeyelim; tasarruf yaptığı bir alan var. Hangi alan biliyor musunuz? Yatırımlar alanında korkunç bir tasarruf var.
Çünkü iktidar ancak 149,7 milyar TL’lik yatırım yapmış. Buna karşılık aynı dönemde faiz ödemesi 1 trilyon 132 milyar TL. Yani faize ödenen para, yatırıma ödenen paranın tam 7,5 katı. Şimdi gel de rahmetli Erbakan Hoca’yı hatırlama. Ne diyordu rahmetli hoca? ‘Sizi gidi faizciler sizi!’ Evet, Cumhuriyet tarihinin en büyük faizci hükümetiyle karşı karşıyayız.
Tabii bu arada mutlak yoksulluk devam ederken, bu siyasi saiklerle demokrasi ve hukuk çiğnenerek alınan mutlak butlan kararının verilmesiyle Merkez Bankası rezervlerinde de belirgin bir azalma olduğunu görüyoruz. 21 Mayıs’ta mutlak butlan kararıyla Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın swap hariç rezervleri sadece bir haftada 37,2 milyardan 28,7 milyara düştü; yani 8,5 milyar dolarlık bir kayba uğramış.
Erdoğan’ın muhalefeti bölmek, düşman ceza hukuku uygulamak için harcadığı para, 2025’in başından bu yana 75 milyar dolara yaklaştı. Ve bunun bedelini Türk halkı ödüyor, esnaf ödüyor, çiftçi ödüyor, emekli ödüyor. Bütün amaç, bir seçimi daha kazanabilmek için hukukun çiğnenmesi ve devletin yıpratılması oluyor.
Sevgili Zafer Partililer, değerli yurttaşlarım; AKP iktidarının yatırımı unuttuğunu, yapmadığını ifade ettik. Ama çiftçiyi, tarımı da unuttuğunu ekleyelim. Önceki gün Toprak Mahsulleri Ofisi, hububat alım fiyatlarını ton başına makarnalık ve ekmeklik buğdayda 16 bin 500 lira, arpada 12 bin 700 lira olarak açıkladı. Geçen yıl da 13 bin 500 liraydı.
Yani bu yıl enflasyonun bile altında kalarak buğdaya sadece yüzde 22, arpaya sadece yüzde 15 zam yapıldı. Resmi enflasyon rakamları, yani TÜİK’in rakamlarıyla bile yapılsaydı buğdayın en az 18 bin TL, arpanın da 14 bin 500 TL olması gerekirdi. Hükümet, çiftçiyi gözden çıkarmaya, Türk tarımını yok etmeye devam ediyor.
Üstelik, bakın, AKP hükümetlerinin tarımı ve çiftçiyi desteklememesi nedeniyle 24 yıllık AKP iktidarı boyunca buğday üretimi ortalama 20 milyon ton civarında kaldı. Ama 20 sene önce bizim nüfusumuz 65 milyondu, şimdi 85 milyon olduk. Üretim ise aynı kaldı. Üstelik bu ülkeye 13 milyon sığınmacı ve kaçak geldi. Yani bu ülkede 100 milyon insanı doyuruyoruz, 86 milyon insanı değil.
Ve daha da kötüsü, köylerde ancak yaşlı çiftçiler yaşıyor. Ortalama yaş 55’in üzerinde ve buğday ekim alanları da azalıyor. Bundan dolayı Türkiye, makarnalık buğday ihtiyacı için ithalatçı bir ülke konumuna geldi. Değerli arkadaşlar, bu kabul edilebilir bir şey değil. Türkiye gibi geniş bir coğrafyaya sahip bir ülke nasıl buğday ithalatı yapar? Ama AKP’nin çiftçiyi ve tarımı yok eden politikalarının Türkiye’yi getirdiği nokta budur.
Buradan çıkış mümkün mü? Evet, buradan çıkış mümkün. Hiç de düşünüldüğü kadar zor da değil. Köylerde daha genç ve üretken bir nüfusu muhafaza etmek ve teknolojik altyapıyı geliştirmek şart. Zafer Partisi’nin Zafer Ekonomisi Programı’nın en önemli boyutlarından birisini de bu oluşturuyor.
Eğer AKP gibi planlı ekonomiyi bırakıp neoliberalizmin dünyadaki en başarısız örneklerinden birisini uygularsanız, finansal tedbirlerle borç alıp faiz ödeyerek günü kurtarmaya çalışırsanız, geleceğiniz nokta bu olur. Üretimi, istihdamı, ileri teknolojiyi, kalkınmayı, refahı düşünmezseniz geleceğiniz nokta bu olur ve ne yazık ki olmuştur.
Halk, bu politikaların neticesinde yoksulluk içinde perişan durumdadır. Yani AKP, sadece mutlak butlan değildir; AKP mutlak yoksulluktur. AKP mutfakta mutlak yangındır ve toplumun her kesimi AKP’den artık umudunu kesmiştir.
Anadolu’yu dolaşıyoruz, iş dünyasıyla bir araya geliyoruz, esnafla bir araya geliyoruz, çiftçiyle bir araya geliyoruz ve ortak söylem şöyle şekilleniyor: ‘Bizim artık bu iktidardan bir umudumuz yok. Muhalefet ne yapacak diye ne söyleyecek diye onu bekliyoruz’ diyorlar.
Ve biz de Zafer Partisi olarak Türk milletine söz veriyoruz. Devlet Planlama Teşkilatı’nı, Türk devletinin 2011’de tasfiye edilen stratejik aklını tekrar kurarak işe başlayacağız. Planlı serbest piyasa ekonomisine geçeceğiz. Planlı bir ekonomik kalkınma, planlı bir sanayi kalkınması, tarımda planlama kaçınılmaz olacak. Üreten, kendisine yeten, kalkınan, refaha, hakça ve adaletli bir düzene giden Türkiye’yi kurmak için yol haritamız ve kadrolarımız hazır”



