19 Temmuz Perşembe


Çiftçinin en büyük düşmanı AKP’dir

Çiftçinin en büyük düşmanı AKP’dir Karacabeyli genç siyasetçi Sinan Çiftçi, Cumartesi günü katıldığı HALK TV’nin canlı yayınında, AKP iktidarının uyguladığı tarım...
Bu Haber 6 Nisan 2018 07:20 Yayınlandı

Karacabeyli genç siyasetçi Sinan Çiftçi, Cumartesi günü katıldığı HALK TV’nin canlı yayınında, AKP iktidarının uyguladığı tarım politikalarını eleştirdi ve Karacabeyli çiftçilerin sorunlarını Türkiye gündemine taşıdı.

 

Genç siyasetçi Sinan Çiftçi, programda şu konuları gündeme getirdi; “Şeker fabrikaları milli servetimizdir. Cumhuriyetin temel taşlarıdır. Sürekli yerli ve milli olmaktan bahseden AKP iktidarı, Türkiye’de sata sata bir şey bırakmadı ve özelleştirme şampiyonu oldu. En sonunda da gözünü Cumhuriyet ile yaşıt şeker fabrikalarımıza dikti. Şeker pancarımız, NBŞ üreten yabancı sermayeye terk edilmiştir.

 

Şeker fabrikalarının satışının altında yatan gerçekler ise; -Pancar üreticisini imha etmek, -Mısır şurubu üreticisi Amerikan firmaların önünü açmak, -Amerikan ilaç sanayisini desteklemektir.

 

Şeker fabrikaları, Cumhuriyet tarihinden bugüne zarar etmeyip, AKP döneminde zarar ediyorsa, bunun suçlusu pancar çiftçisi değil, AKP iktidarının beceriksiz politikalarıdır.

 

16 yıldır iktidarda olanlar Türkiye’ye 1 tane fabrika yapmış mıdır? ‘Ey ABD’ diye nutuk atanlar, milli servetlerimizi ABD’ye peşkeş çekmektedir. Türkiye’ye zarar ettiren şeker fabrikaları değildir. 16 yıldır iktidarda olan AKP, uyguladığı yanlış politikalarla Türk çiftçisini bitirmiştir. Atatürk’ün milletin efendisi dediği köylü, AKP iktidarı sayesinde yabancı sermayenin kölesi olmuştur.

 

2002’den bugüne; 101 kuruluş, 10 liman, 90 elektrik santrali, 40 işletme, 11 sosyal tesis, 37 maden sahası, 3700 taşınmaz, 155 isim hakkı satılmış. Tüpraş, Petkim, Türk Telekom, EBK, SEKA, Süt Endüstrisi Kurumu satıldı. Bunların çoğu kâr eden kuruluşlardı. Tamamı 60 milyon dolara satıldı. Özelleştirmeden elde edilen gelirin 3.5 katını faiz lobisine ödediler.

 

Sümerbank kapatıldı pamukçuluk bitti. Tekel kapatıldı tütüncülük bitti. Et-Balık Kurumu kapatıldı Hayvancılık bitti. TMO kapatıldı buğday ithalatı başladı.

 

Şeker fabrikaları; Çanakkale’dir, Nusret Mayın Gemisi’dir, Seyit Onbaşının taşıdığı top mermisidir, Sakarya’dır, Milli Mücadeledir, Kuvayi Milliye’dir, Bandırma Vapuru’dur, Cumhuriyettir. Özgürlük ve bağımsızlığımızın en önemli kalelerinden biridir. Şeker vatandır. Vatan satılamaz!

 

GSYH’nin %1’inin çiftçiye verilmesi gerekirken, AKP iktidarı sözünü tutmuyor. Çiftçinin hükümetten 102 milyar lira alacağı var. Dünyanın en pahalı mazotunu Türk çiftçisi kullanıyor. 2017 yılında çiftçiye 12.7 milyar lira destekleme ödemesi yapılmış. Bunun 10.2 milyar lirası sadece mazot vergisi olarak geri alınmış. Devlet, çiftçiye çay kaşığı ile verip kepçeyle geri alıyor.

 

Çiftlikbank skandalı ile 100 bine yakın vatandaşımız dolandırıldı. CHP, bu tosuncuk için Meclis’te araştırma komisyonu kurulmasını istedi ancak AKP’lilerin oyları ile reddedildi. Bu tosuncuğun, Karacabey’de de bal üretim tesisi var.

 

Türkiye’yi tarımda ithalat şampiyonu yapan Tarım Bakanı Sayın Fakıbaba’ya önerim, istifa edin yerinize ithal bakan gelsin. Mesela, Uruguay’dan tosuncuğu yerinize geçirebilirsiniz.

 

 

300 koyun projesi tamamen bir fiyaskodur

 

Tarlanı, bağını, bahçeni ipotek göstereceksin. Yani bu koyunları aldıktan sonra onlara bakamazsan, elindeki tarla, bağ, bahçe gidecek. Barınak ve tarla tapusu gösterme şartları var. Bu şartlara sahip köylü mü kaldı Allah aşkına.

 

Kendi insanına 300 koyun verelim köyüne dön diyorlar. Ama 300 koyunu da tapusu ya da parası olana veriyorlar. Fakat yabancı yatırımcılara Türkiye’ye gelin iş kurun size sıfır faizli kredi verelim diyorlar. Kendi çiftçisine bu kadar düşman bir iktidar olamaz.

 

DSİ Umum Kanunu değişiyor. Sulama Birliklerinin yetkisi ortadan kalkıyor. Devletin atadığı bir personel, Sulama Birliği’nin hem başkanı hem yöneticisi hem de deneticisi oluyor. Su havzaları özelleştiriliyor. Kapalı devre sulama sistemi ile her tarlanın başına akıllı sayaçlar getiriliyor. Halk katılımcı su modelinden, kamu-özel su yönetim modeline geçiliyor. Sulama Birliklerinde vatandaşların katılım bedelleri var. Çiftçi buna ortak. Çiftçinin seçtiği Başkan ve yönetim görevden alınacak yerine kayyum gibi devlet memuru atanacak.

 

Akıllı kart ile kontör yükleyerek vana sistemi ile sulama yapılacak. Sezon başlarken paran varsa su var, paran yoksa su da yok. Çiftçiyi ekim bile yapamayacak duruma getirenler şimdi de sulama yapamayacak kadar çaresiz bir noktaya getiriyor. Allah’ın suyunu bile özelleştiriyorlar. Çiftçi, su borcunu hasat zamanı ürününü satınca öderdi. Fakat bu sistem ile ürünü ekerken su parası ödemek durumunda kalacak. Çiftçiyi daha da borçlandırarak, 20 yıl sonra Karacabey ovasını su saati üreten müteahhitler satın alacak.

 

Türk çiftçisine Suriyelilerle verilen değer kadar değer verilmiyor. Şortunu giyip açık denizlere açılan yat sahiplerine ucuz mazot verilirken, Türk çiftçisi dünyanın en pahalı mazotunu, en pahalı elektriğini, en pahalı gübresini, en pahalı yemini kullanıyor. Hani çiftçinin kullanacağı mazotun yarısını devlet verecekti? Sürekli kandırılanlar, Türk çiftçisini daha fazla kandıramayacaklar. 2 Trakya büyüklüğünde toprağımız ekilmiyorken, Tarım Bakanlığı Sudan’dan toprak kiralıyor. Gerçekten inanılır gibi değil. Kayıtlı çiftçi sayısında son bir yılda 84 bin kişilik bir düşüş yaşanmış. Çiftçilerimiz topraktan ve üretimden her geçen gün uzaklaşıyor. Her 10 çiftçiden 9’u borçlu, 3’ü icralık. Mısıra verilen

destek 7 kuruştan 2 kuruşa düşürüldü. Bu yıl 500 bin ton mısır ithal edileceği açıklandı.

 

Milli Tarım projesi tam bir fiyasko. Her şeyi ithal ediyoruz. Resmi rakamlara göre tarım sektörümüz her geçen yıl küçülüyor. Hayvancılıkta da durum içler acısı. Yem fiyatları her yıl artmasına rağmen, çiğ süt fiyatları 2014’ten bu yana aynı. Yemin çuvalı 60 TL, samanın balyası 10 TL. Süt fiyatı sudan ucuz durumda. Eylül ayında kilosu 27 liraya kestirilen bugün kilosu 17 liraya kestiriliyor. Ancak kasapta etin kilosu yine 40 TL. Bu nasıl bir mantıktır? Dışarıdan tohum ithal edemezsek, üretim yapamaz bir duruma geleceğiz. Ne kadar acı düşünebiliyor musunuz?

 

Karacabey ovası Türkiye’nin salçalık domates ihtiyacının neredeyse yarısını karşılıyor. Bir dönümden ortalama 10 ton domates alınıyor. Bir dönüm domatesin maliyeti 2500 TL. Domates fiyatları 5 yıldır 25 kuruş. Yani 10 ton zaten maliyet. Bu fiyatlar ile kökü zarar. Aracılar ve tefeciler kazanırken, çiftçi her geçen gün kaybediyor. Bu yıl sözleşmeli domates fiyatlarında bir yükseliş söz konusu ancak 1 yıl yüksek, 4 yıl düşük olursa bu iş kumara benzer. Salçalık domateste acilen istikrar sağlanmalıdır.

 

Çiftçinin en büyük düşmanı AKP iktidarıdır. 2002’de ilk geldiklerinde dedelerimizin malına göz diktiler onlar bitti babalarımızın malına göz diktiler şimdi de rızkımıza göz diliyorlar. Geleceğimizi çalıyorlar. Genç bir çiftçi ve siyasetçi olarak bizi izleyenlere söz veriyorum, geleceğimizi geri alacağız. Yeter ki bana ve benim gibi gençlere güvenin, destek verin, güç verin bu yağma düzenini hep birlikte değiştirelim”

 

 




© Copyright 2013 Tüm Hakları Saklıdır... Eray SARIÇAM