16 Aralık Pazar


Bari aklımızla dalga geçmeyin

Bari aklımızla dalga geçmeyin   Emekli-Sen Tüm Emekliler Sendikası Karacabey Temsilcisi Mithat Erman, emeklilerin yüzde 80’inin açlık ve yoksulluk sınırı...
Bu Haber 8 Ekim 2018 17:11 Yayınlandı

 

Emekli-Sen Tüm Emekliler Sendikası Karacabey Temsilcisi Mithat Erman, emeklilerin yüzde 80’inin açlık ve yoksulluk sınırı altında bir maaşa mahkum edildiğini söyledi. Türkiye’de işlerin iyi gitmediğini savunan Erman, mevcut iktidarın, “Kriz miriz yok” diyerek halkı uyutma çabası içinde olduğunu vurguladı.

 

Tüm Emekliler Sendikası Karacabey İlçe Temsilcisi Mithat Erman, konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, şu görüşlere yer verdi: “Ülkemiz maalesef çok ciddi ve ağır bedelleri olan bir ekonomik krizle karşı karşıyadır. Ancak ülkeyi yönetenlere göre ‘kriz, miriz yok, sorun psikolojik’miş! Çok doğru, gerçekten karşı karşıya kaldığımız bu koşullar içerisinde biz emekliler ve emekçiler tam bir ekonomik, ruhsal ve bedensel psikolojik bunalım ve de yıkım içerisindeyiz.

 

Sanki ‘Doğalgaz, Elektrik ve Suya’ son üç aydır ardı ardına yapılan zamları kendileri yapmamış, çarşı, pazar, market zamlarından hiç haberleri yokmuş gibi davranmaya devam ediyorlar. Gerçekten çok pişkinler. Özellikle biz emeklilerin, işçilerin ve memurların yani sadece açlık ve yoksulluk sınırları altındaki maaşları ile yaşamlarını sürdürmeye çalışanların, her gün daha da yoksullaşıp borç batağında çırpındıkları görülmüyor, söylenmiyor. Sonra neymiş ‘psikolojik’miş! İnsaf, aklımızla bari dalga geçmeyin.

 

Ne güneş, ne de gerçekler balçıkla sıvanmaz

 

Şu an ülke halkının yüzde 99’u her gün daha da ağırlaşan yoksulluk ve işsizlik gerçeği ile karşı karşıyadır. Her ne kadar bu ülkeyi yönetenlerin yanı sıra; ele geçirilen tek sesli medyanın pompalanan algı yaratma gayretinin ve iktidar desteğini arkasına almış yüzde 1’lik bölümü oluşturan bir avuç yandaş ve candaş sözde patronların, ‘kriz, miriz yok’ diyerek sözde bu koşullardan yarar sağlama ve krizi fırsata çevirmek isteyenlerin de farkındayız. Ancak kendilerine şunu hatırlatmak isteriz ki, ‘Ne güneş, ne de gerçekler balçıkla sıvanmaz.’

 

Hükümetçe krizden çıkış yolu olarak ilan edilip açıklanan kısa ve orta vadeli ekonomik programların hazırlanışında, sadece sermaye çevreleri ile görüşülmesine rağmen, hiçbir emek örgütleriyle görüş alışverişinde bulunmak istenmemesi, bu programların ve bakış açısının sadece ve sadece sermaye yanlılarından olduğu gerçeğini ortaya koymuyor mu?

 

Bugün üçte ikisi özel sektöre ve bankalara ait olmak üzere 467 milyar dolar dış borç, AKP politikaları sayesinde kendi kasasını ve servetine servet katan küçük bir azınlığın borcudur. Yani biz emeklilerin ve emekçilerin borcu değildir.

 

 

Aynı gemide değiliz

 

Ülkemizi böylesi bir yıkımın eşiğine getiren neoliberal politikaları yıllardır kimler sürdürüyorsa krizin sorumlusu onlardır. Türkiye’yi sermaye için cazip bir ülke yapmak adına; ‘Eyyy Amerika, eyyy Trump’ diyerek meydanlarda ve TV ekranlarında yüksek ses tonuyla adeta meydan okuyanların, ancak şu an yaşanan krizi yönetmek için ise tüm ülke maliye ve bakanlık bütçelerinin denetimi ve de yönetilmesini bir ABD Danışmanlık şirketiyle milyonlarca dolar karşılığı anlaşma yapan, kamunun başlı başına en temel fabrikalarını özelleştirmeler yoluyla talan edip yandaşlarına peşkeş çeken, üretime dayalı yatırımlara değil, betonlaşmaya, ithalata, dış borçlanmaya, ranta dayalı ekonomik politikalar uygulayan, insanca çalışma ve yaşama hakları için seslerini duyurmaya çalışan işçilerin ve de kamu çalışanlarını işlerinden atıp işsizliğe ve açlığa mahkum edenler, yerli tarımsal üretimi, kentleri, doğayı imha eden, halkın devletten beklediği en temel önceliği olan parasız ve nitelikli eğitim ve sağlık hizmetlerinin ticarileşmesine yol açan ve onay veren AKP iktidarı bu krizin en başlıca sorumlusudur.

 

Gelirlerin paylaşımında, adalette ve eşit yurttaşlık konusunda ayni gemide bulunmuyoruz ama nedense böylesi krizler ortaya çıktığında, borç ödemede ısrarla aynı gemide olduğumuzu, bunun bir milli mesele olduğunu ve bizlere yani halka kemer sıkma gerekliliğini dayatan, ancak bir bakıyorsunuz saray ve çevresi ihtişamlı yaşamını her alanda sürdürdüğü, karada ve deniz sahillerinde saraylar yetmiyormuş gibi, sarayları aratmayan uçaklarla ilgilenmekte, ejder meyveleriyle partiler düzenlenmekte, tüm kamu kaynaklarının toplandığı Varlık Fonu’na Cumhurbaşkanı kendince atanmakta, yardımcılığına da damadı getirilmektedir. Alın size; Demokrasi, Eşitlik ve Adalet!

 

Elbette daha birçok onlarca olumsuz gerçeklerden söz edebiliriz, sonuç olarak iktidar eliyle yaratılan ve sürdürülen bu yıkım politikaları biz emeklileri ve emekçileri açlığa ve yoksulluğa mahkum eden bir yaşamı ve de bizlerin bu ülkede ikinci sınıf vatandaş konumuna getirdiği ve değersizleştirildiğimizi ortaya koymaktadır.

 

Açlık ve yoksulluk sınırları ortada

 

En son 3 Ekim 2018 yani 4 gün önce açıklanan enflasyon rakamları; Eylül ayı TÜFE’de aylık 6.30, yıllık bazda ise 24.52 olarak açıklanmıştır.

 

Şimdi hala gözümüzün içine baka, baka ‘kriz, miriz, zamlar, fiyat artışları yok, önlüyoruz, halledeceğiz, her şey dünden daha iyi olacak’ diyerek bizleri uyutup, avutmaya çalışan iktidar sözcüleri, hala aynı sözcükleri söylemeye devam mı edeceksiniz?

 

Yine bilindiği gibi, her ay açıklanan ‘Açlık ve Yoksulluk Sınırı’ rakamlarına baktığımızda, son 2018 Eylül ayında 4 kişilik bir ailenin sadece gıda harcamasını gösteren Açlık Sınırı 1893 TL’dir. Yoksulluk Sınırı ise 6167 TL olduğu görülmektedir. Bu rakamlara göre, biz emeklilerin yüzde 80’i açlık sınırı altında, hemen, hemen tamamı ise yoksulluk sınırı altında bir maaşa mahkum edilmektedir.

 

Bir başka rakamlara da baktığımızda bugün için hala yürürlükte bulunan ‘Asgari Ücret’ net 1603 TL’dir. Bu rakamı bugün için dikkate aldığımızda, ülkemizin son verilerine göre biz emeklilerin durumu aynen şöyledir; 255 bin kişi 1000 TL’nin altında, 5 milyon 558 kişi ise asgari ücretin altında maaş almaktadır. Yine ayrıca son yasa değişikliği ile maaş bağlama oranlarının düşürülmesi sonucu, 127 bin 540 kişinin emekli aylığı 700 liranın bile altındadır.

 

Kısacası emeklilerimizin özet durumu budur ve diyoruz ki; şu an karşı karşıya kaldığımız bu krizi biz emekliler ve emekçiler yaratmadı. Yaratanlar belli, onlar bu bedeli ödemeli, bizler değil.

 

Ve yine diyoruz ki, bırakın ödemeyi, bizler şu an önemli oranda alacaklıyız ancak, yaratılan kriz sonucu yoksullaştık, yıkıldık. Aylıklarımız eridi, yok oldu. Tüm bu kayıplarımızın giderilmesi için emeklilerimizin maaşlarına ek olarak acilen seyyanen zam yapılmasın istiyor, bekliyoruz.

 

Bu gidişata hayır diyen tüm emekten, eşitlikten hukuk ve adaletten, demokrasiden yana olan tüm örgütlenmeleri omuz, omuza bu mücadeleyi büyütmeye davet ediyor ve tekrar haykırıyoruz; Bu krizi biz yaratmadık, kim yarattıysa o kesim ödesin. Bu vesileyle biz emeklilerin öncelikli ve önemli taleplerini bir kez daha buradan tüm kamuoyunun bilgisine sunmak istiyoruz.

 

 

Emeklilerin öncelikli ve önemli talepleri

 

1) Son dövizdeki yükseliş ve diğer etkilerle yaşanan ve de her gün daha da ağırlaşan ekonomik koşullar sonucu, acilen emekli maaşlarına seyyanen zam yapılması zorunludur.

 

2) En düşük emekli maaşları asgari ücret altında olmamalıdır. Bu ücretin altındaki mevcut maaşlar acilen düzenlenmelidir. 2008 yılında yasalaşan emekli maaş bağlanma usulü yasası yürürlükten kaldırılmalıdır. Bu düzenlemeden dolayı şu an asgari ücret doğrultusunda maaş almakta iken emekli olmuş vatandaşlar 700 TL, hatta daha da altında emekli maaşları bağlanmaktadır.

 

3) Mevcut emekli maaşları arasında var olan farklılıkları dengeleyici, yeni bir intibak yasası vakit geçirilmeden yürürlüğe sokulmalıdır.

 

4) Kalkınmadan pay emeklilere de derhal uygulanmalıdır.

 

5) İki dini bayramlarda birer maaş tutarında ikramiye verilmelidir.

 

6) Sağlık alanında emeklilere de uygulanan “katkı ve katılım pay” ödemelerine derhal son verilmelidir.

 

7) Merkezi ve yerel yönetimlerin emekli, dul ve yetimlere ilişkin “sosyal, kültürel ve dinlence alanlarına yönelik” yatırım ve de organizasyonlar içeren projeleri devreye sokulmalı ve emeklilerin hayata dair bağlılıklarını arttıracak ve mutlu kılacak koşullar oluşturulmalıdır.

 

8) Emeklilerin sendika kurma ve sendikaya üye olma haklarının önünde var olan engellemeler kaldırılmalı, uluslararası yasa ve sözleşmelere uygun şekilde iç hukukta düzenlenmesi gereken emeklilerin statü yasası acilen çıkartılmalıdır.

 

9) Emeklilik prim ödemelerini yerine getirmelerine rağmen yapılan yasa değişikliği ile getirilen kademeli yaş sınırı sonucu, emeklilik hakları engellenen vatandaşların bu haksız uygulamadan kaynaklı yaşanan mağduriyetlerinin acilen çözümlenmesi gerekmektedir”

 

 




© Copyright 2013 Tüm Hakları Saklıdır... Eray SARIÇAM