Yalancı Şahitlik…! « Karacabey Takip Gazetesi

SON DAKİKA

Yalancı Şahitlik…!

Bu biyografi 21 Şubat 2012 - 10:23 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Yüce Dinimiz İslam’ın yasakladığı kötü davranışlardan biri de yalancı şahitlik yapmaktır. Bir Müslüman’ın menfaat temin etmek veya bir kimsenin hatırı için yalan söylemesi, yalancı şahitlik yaparak haklıyı haksız, haksızı da haklı çıkarması dinimizce haram kılınmış ve büyük günahlardan sayılmıştır.

 

Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kimsenin hatır ya da çıkar için hakimin huzurunda yalancı şahitlik yaparak haklıyı haksız, haksızı haklı çıkarmaya çalışması, büyük bir vebaldir. Çünkü yalancı şahitlik, Allah’a şirk koşmadan sonra gelen büyük günahlardan birisidir.

 

Şahitlik, bildiği veya gördüğü bir olaya tanıklık etmek demektir. Yalan şahitliği yapan kimse üç çeşit günah işlemiş olur: Birincisi, yalan konuşuyor. İkincisi, haksız olan kimseye yardım ediyor. Üçüncüsü de haklı olanı kötü duruma düşürüyor.

 

Yalan şahitliği yapmak nasıl günah ise bildiğini ve gördüğünü söylememek de aynı şekilde günahtır. Çünkü bu durumda haksız olanın bilinmesi, suçlunun cezalandırılması örtbas edilmiş olur.

 

Yalanın her çeşidi günahtır. Hele yalancı şahitliği, yalanın en çirkini ve en zararlısıdır. Herhangi bir çıkar için yahut hatır için yalan şahitliği yapmak büyük günahtır.

 

Yalancı şahit, başkasının dünyasını yapacağım, gönlünü alacağım diye kendi ahiretini yıkmış olur. Sonra da yaptığı yalan şahitlikle hakkın kaybolmasına ve günahsız insanların eziyet görmelerine, mağdur olmalarına sebep olur. Evet, bir mü’minin işlemediği bir günah yüzünden eziyet görmesi, buna sebep olanı rahatsız etmeyecek mi? Bunu düşündükçe içi sızlamayacak mı? Kendisine böyle bir muamelenin yapılmasını nasıl istemiyorsa kendisi de başkasına böyle muamele yapmamalıdır.

 

Yüce Allah, eş, dost ve akrabalarımıza duyduğumuz sevginin doğru konuşmaktan bizi alıkoymaması gerektiğini belirterek, sevdiklerimizin aleyhine bile olsa her durumda doğru şahitlik yapmayı emretmektedir. Nitekim bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisâ, 4/135)

 

Bir başka ayet-i kerimede de sevmediğimiz hatta aramızda bir takım problemler bulunan kişiler hakkında bile adaletten ayrılmamamız, aleyhlerinde yalancı şahitlik yapmamamız emredilmektedir: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.” (Mâide, 5/8)

 

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de yalancı şahitlik üzerinde önemle durmuş, mü’minleri ısrarla yalancı şahitlikten sakındırarak yalancı şahitliğin basit bir olay olmadığını göstermiştir. Öyle ki, Allah Resûlü bu kötü davranışı büyük günahların arasında Allah’a şirk koşmakla birlikte zikrederek şöyle buyurmuştur: “Size büyük günahların en büyüğünü bildireyim mi?” (Bunu üç kez tekrarladı) ‘Allah’a ortak koşmak, haksız yere insan öldürmek, ana-babaya asi olmak (yan tarafına yaslanmış iken doğruldu ve şöyle dedi) yalan yere şahitlik yapmak…’ ve bunu o kadar tekrarladı ki, Ashab: ‘Keşke sükût buyursalar’ dedi.” (Buharî, Şehadet,10; Müslim, İman, 143)

 

Yalancı şahitlik kul hakkını ihlal etmektir. Çünkü kişi, aleyhine yalancı şahitlik yaptığı kimseye kötülük etmiş olur. Onun hakkının çiğnenmesine, haklıyken haksız duruma düşmesine, maddî-manevî zarara uğramasına sebep olur. Boş yere suçlanan, cezalandırılan ve mağdur edilen bir insan, kendini kötü hisseder; kalbi kin, nefret ve düşmanlık duygularıyla dolar. Yalancı şahitlik böylece insanlar arasında sevgi, saygı, güven ve itimadın sarsılmasına; toplumun birlik, beraberlik duygularının zayıflayarak huzurunun bozulmasına yol açar. 

 

Yalancı şahitlik yapanlar, adaleti engelledikleri ve insanları zarara uğrattıkları için hiç kimse tarafından sevilip sayılmazlar. Kimse onlara artık inanmaz, doğru sözlerine bile güvenmez. Git gide toplumdan tecrit edilerek yalnızlaşırlar. Yalancı şahitlik yapan bir kişi aslında en büyük kötülüğü kendine yapmış olmaktadır. Hem günah işlemek suretiyle Allah’ın rahmetinden uzaklaşmış olur, hem de insanların sevgisinden, ilgi ve alakasından mahrum kalır.

 

Yalancı şahitliğin kefareti olmadığı gibi, yalnız tövbe etmekle de bunun vebalinden kurtulmak mümkün olmaz. Çünkü bu, kul hakkına girmektedir. Bunun sorumluluğundan kurtulmak için Allah’a tövbe etmekle beraber, aleyhine yalancı şahitlik yaparak zarara uğrattığı kişiden helallik istemesi, onun gönlünü alması gerekmektedir.

 

Görüldüğü gibi yalancı şahitlik fert ve toplum açısından çok kötü sonuçlar doğurmaktadır. Öyleyse kendi aleyhine bu tür yalancı şahitliğin yapılmasından hoşlanmayan bir kimse, kendisi de başkalarına bu çirkin davranışı yapmamalıdır. Olgun bir mü’min olmak bunu gerektirir. Nitekim Yüce Allah, mü’minleri yalan yere şahitlik etmeyen kimseler olarak övmektedir: “Onlar, yalan yere şahitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıklarında vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir.” (Furkan, 25/72)

 

Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de,  “Biz ancak bildiğimize şahitlik ettik.” (Yusuf, 12/81) buyurduğu gibi adaletin gerçekleşmesi ve hakkın korunması için kendimizin ve en yakınlarımızın zararına bile olsa daima doğruyu söylemeli ve yalancı şahitlikten sakınmalıyız.

 

Son söz: Hal böyle iken, şahit oldukları bir olayı görmedik ve duymadık, hele hele yaptıkları göreve rağmen bunu görüp, duymadık diyenlerin ne kadar büyük bir günah içinde olduklarını, siz değerli okurlarımın yorumuna bırakıyorum.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

O oruçları siz tutun müftü efendi!

Alper Tunalı / Köşe Yazısı Karacabey’de Pazar günü yaşanan olayda, müftü efendinin değimiyle ‘ezanı merkezden okutan arkadaşlar’ yüzünden birçok Karacabeyli orucunu 6 dakika erken açmak zorunda bırakıldı! Evet iftar saati tam bir rezalet yaşandı. Ben, biri 6 dakika önce olmak üzere tam 3 ezan sesine şahit oldum. Biri, 20.10’da okunması gerekirken Ulucami’den 20.04’te başlayan, diğeri Gazi Mahallesi taraflarında 20.09’da okunan ve diğeri ise yine Ulucami’den 20.11’de okunan olmak üzere 3 ayrı ezan sesi(!) Hadi 1 dakikayı anladık, 2 dakika da tamam, hadi 3 dakikaya da eyvallah da 6 dakika nedir hoca efendi! Hiç mi zaman kavramınız yok. Hangi çağda yaşıyorsunuz. Saatin mi durdu yoksa ileri mi gitmiş diyeceğim ama hepinizin elinde cep telefonu …

Belediyespor yönetimi profesyonel olamadı!

  Geçtiğimiz günlerde kaleme aldığım yazıda, 3 yılda sadece 1 basın toplantısı düzenleyen Karacabey Belediyespor’un ne kadar amatörce yönetildiğini yazmış ve Karacabey Belediyespor’a n’olduğunu sormuştum.   Bunun üzerine basın toplantısı düzenleyen Karacabey Belediyespor Kulüp Başkanı Uğur Koçak, gündeme gelen kulübün satışıyla ilgili konulara ve sorduğum sorulara cevap ver(eme)di!   Ver(eme)di yazdım çünkü Başkan Koçak, profesyonel bir yönetim olamadıklarını kabul ettiği için bazı sorularıma cevap veremedi. Bazılarına içtenlikle cevap verdi, bazı konularda ise kendisine tercüman olduğumu söyledi. Onlarda bende kalsın.   Öncelikle gelelim satış işine. Başkan Koçak, kulübün yüzde 50 hissesinin Bursalı bir işadamın…

Karacabeyspor n’oldu?

  3 yıl önce Nilüferspor’un satın alınmasıyla 3’üncü Lige çıkan Karacabeyspor, ilk sezon son maçla ligde kalmıştı. Sezon sonrası ilk ve son(!) basın toplantısını düzenleyen yönetim, basın mensuplarından adeta destek istemişti. Birde şunu demişlerdi; “İlk sezon amatördük ama bu sezon sizinde desteğinizle başarılı ve profesyonel bir yönetim olacağız”   Oldular mı, asla!   O gün basın toplantısında kendilerine neler yapmaları gerektiğini söylemiştik. Bizlerin her zaman yanlarında olduğunu söylemiştik. Ama noldu, aynı tas aynı hamam. Burunlarından kıl aldırmayan yöneticiler, basını görmezden gelmeye devam ettiler. Buda yetmedi taraftarla kavga içine girdiler. Buda yetmezmiş gibi birde bazı fabrika isimlerini afişe yazdırı…

PKK değil Osmanlı bayrağı!

Birkaç gündür Karacabey’in gündemini meşgul eden konu, malumunuz Soğan Pazarı’nda çekilen Osmanlı bayrağı.   Ben olayı ilk duyduğum andan itibaren konuya tarafsız, bir o kadar da mantıklı yaklaşmaya çalıştım.   Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, Türkiye Cumhuriyeti’nde geçtiğimiz günlerde göndere çekilen sözde Kürdistan bayrağının yanında bu konu pekte önemli değil bence. Sonuçta mevzu bahis olan bayrak Osmanlı bayrağı. PKK paçavrası değil!   Ben başta da dediğim gibi konuya tarafsız baktım. Çünkü bu olayın kasıtlı yapıldığına inanmadım. İnanmadım çünkü, böylesi bir ortamda, referandum sürecinde bir AKP’li belediyenin bunu bilinçli olarak yapacağını hiç aklım almadı. Çünkü bunu yapması, ayağına…

Yakışmadı Ali Reis!

Hatırlarsanız, 10 Aralık Cumartesi günü İstanbul’da yapılan hain saldırı sonucu şehit olan 36 polisimiz için Karacabey Belediyesi hemen harekete geçerek, ertesi gün Cumhuriyet Alanı’nda mevlid-i şerif okuttu. Belediye Başkanı Ali Özkan, beraberindekilerle birlikte Karacabey Emniyet Müdürünü de ziyaret ederek başsağlığı diledi ve yanlarında olduklarının mesajını verdi.   Peki ne değişti?   Bunu da hatırlarsınız, geçtiğimiz Cumartesi günü Kayseri’de askerlerimize yönelik düzenlenen hain saldırı sonucu 14 askerimiz şehit oldu. Peki, şehit polisine mevlid-i şerif okutan, emniyet müdürüne ziyarete giden Karacabey Belediye Başkanı Ali Özkan, bu kahraman 14 şehidimiz için neden mevlid-i şerif okutmadı. Polis bizim polisimiz de, asker bizim …

Yangın var şoför yok!

Geçtiğimiz Pazar gecesi, Abdullahpaşa Mahallesi 39 sokakta bir evde yangın çıktı. Allah’tan yangının daha başıyken durumu fark eden polis ekipleri, hemen itfaiyeye haber vererek, sokağı boşalttı. Allah’tan diyorum çünkü yangın büyüdükten sonra fark edilseydi mahalle yanardı!   İlk önce bu iki polis memurunu kutlamak istiyorum. Dikkatleri sayesinde facianın eşiğinden dönüldü. Yangın büyümüş olsaydı çok sayıda eve de sıçraması kaçınılmazdı.   Gelelim yangına. Polis ekiplerinin haber vermesiyle olay yerine gelen itfaiye aracında merdiven yok. Ama baktığımız zaman itfaiye erleri elinden geleni fazlasıyla yapmaya çalışıyor. Onlara diyecek lafım yok. İmkan neyse onu kullanacaklar.   Peki itfaiyenin araç sayısı kaç? Bildi…

GÜNLÜK HABER AKIŞI

SON DAKİKA HABERLERİ