İktidar sırası bizdedir « Karacabey Takip Gazetesi

SON DAKİKA
<

İktidar sırası bizdedir

Bu haber 22 Mart 2011 - 10:36 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet
Bahçeli, hafta sonu geldiği Karacabey’de vatandaşlara seslendi.

Yoğun yağmura rağmen alanı
dolduran Karacabeylilere hitap eden Bahçeli’nin gündeminde AKP ve Başbakan
Erdoğan vardı.

AKP iktidarının gücü olmasına
rağmen aradan geçen zamanda sosyal ve ekonomik sorunları çözmek yerine,
iktidarını kalıcı kılabilmenin uygulamalarına geçtiğini söyleyen Bahçeli, ‘’ Özellikle
AKP’ye oy vermiş olan vatandaşlarımızın bu iktidarı çok iyi analiz etmesinde,
iyi anlamsında yarar vardır. Bu iktidar ilk dönemini bir gerilim stratejisi
uygulayarak, çatışma yoluyla iktidarını sürekli kılabilecek bir kamplaşmayı öne
çıkarmıştır. ‘’ dedi.

Başbakan milleti
36’ya bölmek istiyor

Bahçeli konuşmasında şu
görüşlere yer verdi; ‘’ Hepinizin hatırlayacağı gibi yeter gücü olmasına rağmen
tarımın, işsizliğin, esnafın meselelerini çözmek yerine, sürekli olarak
inananlar inanmayanlar ayrımı, laik olanlar laik olmayanlar ayrımı, ilericiler
gericiler ayrımı gibi milleti yıllardan beri siyasi hayatı istismar etmiş
konulara taşıyarak bir gerilim yaratıp, o gerileme dayalı çatışma ortamıyla
ayrılmış, kamplara bölünmüş bir Türkiye’de kendisinin iktidarını sürekli
kılmayı yeğlemiştir. Bunda da başarılı olmuştur. Durup dururken bu ayrımcılık
yetmiyormuş gibi 36 etnik unsurdan bahsederek Türkiye’yi dilim dilim, ilmik
ilmik 36’ya bölmeye çalışmıştır.

Niçin yapmıştır sayın başbakan
bunu, aradan geçen süreye rağmen anlamış değiliz. Ne istiyorsun bu milletten,
bu milleti 36’ya bölerek nereye varmak istiyorsun, bu konuyu net olarak ta açıklayamamıştır.
Ama Türkiye’de bir 36 etnik unsuru sürekli vurgulayarak insanlarımızı etnik
yönden ayrışmaya doğru sürükleyerek bunu kaşımış ve toplumda bir ve birlikte yaşama
azmini kırmaya çalışmıştır.

Bugünkü Misakı Milli olarak
kabul ettiğimiz bu vatan topraklarında, Osmanlı İmparatorluğunun çöküş ve
yıkılış dönemleri itibariyle bir enkazdan yeni bir devletin oluşumuyla vücut
bulmuş olan Türkiye Cumhuriyetinde, Balkanlardan dalga dalga gelişler olmuştur,
Kafkaslardan dalga dalga gelişler olmuştur ve burada 13 milyonla başlayan
birliktelik, kardeşlik, birarada yaşama arzusu bugün 73 milyonu bularak
yaşamaya devam ettirirken, sen Batı Trakya’dan, Bulgaristan’dan, sen Boşnaksın,
sen Arnavutsun, sen Çerkezsin diyerek, ilim ilim ayırmanın kime ne faydası
olacak.

Etnik unsura göre
eş mi arayacaklar

Bunlar, aradan geçen 87 yıl
içinde yuva kurmuşlar, çoluk çocuk sahibi olmuşlar, aynı cadde üzerinde esnaf
olarak yan yana duruyorlar. Vatandaş alışveriş yapacaksa kendi etnik unsuruna
dayalı dükkan mı arayacak. Yuva kurmak için kendi etnik unsuruna dayalı gelin
mi arayacak, damat mı arayacak ne yapacak bu millet.

Hepimiz bu memleketin
evlatlarıyız, değişik görüşlerimize uygun olarak siyasi partiler kurmuş
olabiliriz, bu ülkede yaşayan insanlarımızın mutluluk ve refahını nasıl
arttırabileceğimizi düşünmüş olabiliriz. Türkiye’yi istikrar, barış ve
kalkınmayla daha güçlü bir ülke yapmayı da düşünmüş olabiliriz. Çünkü biz bu
ülkenin insanlarıyız. Ama bu ülkenin insanlarını bu güzelliklerle donatacağınız
yerde, bir yol kavşağına getirerek, bin yıllık kardeşliği tartışıyor hale
getirerek, Türkiye’yi bölme felaketine taşımanın izahı yoktur.

En büyük ihaneti
yaptılar

O sebepten dolayı, bugünkü
iktidar 8 yıl içinde özellikle 1 Ağustos 2009 tarihinde, şuan görevinden
ayrılmış olan İçişleri Bakanının başlattığı ve emniyet güçlerinin Ankara Gölbaşı’ndaki
bir resmi kuruluşunda bazı gazeteci ve yazarlarla biraraya gelerek, PKK’nın
siyasallaşma süreci adı altında demokratikleşme veya demokratik açılım
zırvasıyla Türkiye’yi bölünme açısından, devlet politikasına bölünmeyi
dönüştürerek en büyük ihaneti işlemiştir.

Şimdi görüyorsun sayın İçişleri
Bakanı, işte gittin ama seninle beraber çalışan polis kardeşlerim her gün
Yüksekova’da, Hakkari’de, Şemdinli’de teröristlerle mücadele ediyor.

Geçenlerde Yüksekova’da bir
akşamüstü ayaklanma provasını önlemek için polis kardeşlerimiz, oradaki huzuru
ve istikrarı sağlamak için gayret gösterirken linç ediliyor ve bir tanesi hala
hastanede yatıyor. Şimdi bu nasıl açılımdır. İçişleri Bakanı olarak kendi
emniyet mensuplarını ateşe atabilecek bir ihaneti, bir yıkım projesini nasıl
uygularsın.

İşte böyle bir dönemi yaşayan Türkiye’deyiz
ama böyle bir dönemi yaşarken bunlara imkan tanıyan, sosyal ve ekonomik
sorunları çözmemekte de bugünkü iktidar ısrar etmektedir.

AKP’ye tokat atma
zamanı

Şimdi soruyorum. Başta AKP’ye
oy vermiş olan kardeşlerime soruyorum, onlar aracılığıyla bütün Karacabeylilere
soruyorum. 2002 yılında sahip olduğunuz imkanlar, gelir seviyesi itibariyle
2011 yılında daha iyi bir noktada iseniz, daha mutluysanız, çocuğunuza iş
bulmuşsanız, evinizde aş kaynıyorsa, huzur ve güvenlik içindeyseniz bugünkü
iktidara 3. dönemi de verin. Recep Tayip Erdoğan ile beraber yürüyelim
şarkısını birlikte söyleyin.

Ama hala bir evde, 5 kişilik
bir ailede birisi işsizse, evde aş kaynamıyorsa, yoksulluk artıyorsa, hala
ülkede asayiş sağlanamamışsa, asayişsizlik gittikçe yaygınlaşıp toplumsal
sıkıntılarla bu yokluklar içinde kullanılan insanlarımızın, aile yuvalarını
dağıttığı, kadına şiddetin uygulandığı, her gün bir cinayete, cinnete şahit
olunan bir Türkiye’de, bugünkü iktidarın vebalini taşımak istemiyorsanız 12 Haziran’da
bu iktidara öyle bir tokat atınki bir daha belini doğrultmasın.

8 yılda işsizliği
çözemediler

Bugün maalesef ülkemiz böyledir.
Bu ülkeyi iyi bilmek, böyle devam edersek nereye varacağımızı da iyi kavramak
lazımdır.

Bugün Türkiye’nin en büyük
ekonomik sıkıntısı işsizlik meselesidir, özelliklede genç işsizlerimizdir. Yıllar
geçiyor ama hala üniversite mezunu, askerlik yapmış, yetişkin genç kızların ve
erkeklerin bulunduğu bir toplulukta işsizlik sorunu var.

Bu durumda ailelerde huzur ve
mutluluk olur mu. Böyle bir toplumsal yapıda huzur olmaz, asayiş olmaz, mutluluk
olmaz. Bundan yararlanmak isteyenlerde çıkar, eğer birisi terörist olmayacaksa
gel terörist oldun mu karnını doyururuz deyip dağa çıkartırlar. Başka yerlerde,
başka şeyler yaptırırlar ve Türkiye’de insanlarımız bir felaketin içine girer.
Onun için iktidarın birinci görevi mutlaka bu işsizliği çözmek olmalıdır.

8 yıl geçen süre içinde
işsizlik çözülememiştir. Çiftçiye ‘Al ananı git’ demekle, vatandaşa ‘işim yok
başbakan’ diye bağırdığında, ona bağırarak, azarlayarak korumalarıyla salondan
attırarak, ‘herkes başının çaresine baksın’ diyerek ülke yönetilmez, hanedanlar,
yandaşlar palazlanırken garibin çocuğu terk edilemez, yalnızlığa itilemez.

Sadaka
ekonomisiyle bu işler olmaz

Ama bugün birçok insanımız
açlık sınırının altına düşmüş, yoksulluk sınırının altında kalan ise milyonları
buluyor. Devletin yaptığı araştırmaya göre şuan 13 milyonu bulan yoksulluk
sınırının altında kalan insanımız var.

İnsanlar böyle çoğalırken,
açlık sınırı artarken, insanlar açlık sınırının altında yaşamaya mahkum
edilirken, seçimden seçime 4 tane makarna, 2 paket şeker, yağ veya kömürle sadaka
ekonomisi uygulayıp, saltanatlarınızı devam ettiremezsiniz, sultan olmazsınız,
padişah olamazsınız.

Yardımı AKP değil
siz yapıyorsunuz

Türkiye’nin gerçekleri
bunlardır, şimdi bu konuda yine gelecekler, belki hazırlıklar yapılıyor, sahip
oldukları yandaş toptancılara talimat vermişlerdir ‘paketleri hazırlayın yarın
seçim var’ diye.

Bunlar AKP’nin kesesinden çıkmıyor, Recep Tayyip Erdoğan’ın
cep harçlığından size ayrılmıyor, sosyal devlet anlayışının gereği olarak
vergilerle oluşmuş devlet gelirinden, sosyal yardım ve sosyal gelir transferi
adı altında kaynaklardan kullanılıyor. Bunlar sizin hakkınızdır, bunlar sizin
helalinizdir, bunları sakın AKP veriyor diyerek onlara mahkum olmayın, onlara
boyun eğmeyin, bu sizin hakkınızdır, alın yiyin ne yapıyorsanız yapın ama AKP bana
iyilik yaptı diye onların yoksulluk üzerindeki siyasetlerini sürdürerek
saltanatlarının devamına imkan vermeyin.

Kömür ile millet
aldatılamaz

İşte böylesine bir dönemde MHP
olarak, bu kadar yoksul olan, işsiz olan bir ülkede MHP toplumcu anlayış ve
sosyal devlet yaklaşımıyla olaylara sahip çıkmak, sorunları çözmek istiyoruz.

Yağ ile kömür ile millet
aldatılmaz. Böyle bir adaletsizlik olmaz, bunu önlemenin bir yolunu bulmalıyız.
Sadaka ekonomisiyle millet aldatılamaz, onuruyla, gururuyla oynanamaz. Madem
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre milli, demokratik bir sosyal devlet ise,
sosyal devletin gereğini yapmak lazımdır.

İşte sosyal devletin gereği
olarak yoksulumuza, işsizimize, kimsesizimize, geçim darlığını düşmüş olanlara
MHP kendi kültüründen kaynaklanan ‘yaşa ve yaşat’ ilkesini uygulamaya koymaya
kararlıdır.

Bu ülkede yaşayan, bu ülkede
varolan her insanımızın yaşama hakkı vardır. Bu ülkede yönetim sorumluluğunu
üstlenmiş olanlarında kendi vatandaşını yaşatma ilkesiyle hareket etme
mecburiyeti vardır.

Hilal Kart ile
başın dik gezeceksin

MHP diyor ki, kimsesiz,
yoksulluk içinde bulunan, evinde aşı olmayan, çocuklarında işi olmayan kimimiz
varsa onların başı dik alnı açık toplumda yaşayabilmesi için bir harcama kartı
olarak birer ‘hilal kart’ vereceğiz.

Bu hilal kart sizin harcama
kartınızdır, asgari ücretten aşağı olmayan bir gelir bu kartta isminize, hesabınıza
yatırılacaktır. Bu kartla iş buluncaya kadar geçiminizi sağlayarak başınız dik
gezeceksiniz. Ancak bu kartın bir şartı vardır. O şartta, en sıkıntılı anınızda
sizleri yalnız bırakmayan, başka toplumlarda olmayan bir mahalle kültürüne
dayanır. Mahalle kültürü Türk toplumunda vardır. Mahalleli olmak, mahalle
arkadaşı olmak, mahalle komşusu olmak. Ayrı bir değerdir, ayrı bir özelliktir.

O sebepten dolayı oturduğunuz
mahallede bir kasabınız vardır, bir bakkalınız, bir manavınız vardır, bir
berberiniz, bir kırtasiyeniz veya diğer işte olanlar vardır. İşte hilal karta
sahip olduğun gün harcamanı bu mahalledeki esnaftan yapacaksın, yabancı sermayeden
oluşmuş alışveriş merkezlerinde bu parayı kullanmayacaksın, mahallende
kullanacaksın.

Neden mahallende kullanacaksın,
hepimiz bir mahallenin mensubuyuz, o mahallede yetişmişizdir. Yoksulluk
çektiğimiz günler olmuştur, maaşlarımızın yetmediği günler olmuştur, ansızın
evimize bir misafir geldiğinde, eşimiz dostumuz geldiğinde, önüne koyacak bir
şey bulamadığımızda ne yapardık, gider bakkal Mustafa amcaya veresiye alırdık. Böyle
bir mahalle adabı ve güvenirliği vardı. E şimdi hilal karta sahip olursan gidip
nerden alışveriş yapacaksın. Vefa gereği, sadakat gereği bu esnaftan yapacaksın.

Esnaftan yapmak demek, mahalle
esnafının gelişmesi demektir. Mahalle esnafı gelişirse toptancı gelişir, toptancı
gelişirse sanayici, üretici gelişir ve böylelikle bir hilal kart ayyıldızın
hilali gibi bütün gökyüzünü kaplayarak, o sıcaklığı toplumda yaşayan herkesi
sarmalayarak, kuşatarak devam ettir. İşte hilal kart bu anlamdadır. Hilal kart
gururlu yaşamak demektir, başı dik, alnı açık gezmek demektir.

MHP buna söz veriyor ve MHP 100
temel sorundan, tarımdan tutun hayvancılığa kadar, aile yardımından tutun
ailenin bel kemiği olan annelere kadar, her türlü ihtiyaca cevap verebilecek
sosyal ve ekonomik kalkınma programı da huzurunuza geliyor.

Bu iktidar çok
büyük tahribat açmıştır

Amacımız topluca huzur ve
güven içinde bu ülkede yaşayabilmek, işte bunun için bugünkü iktidar
tükenmiştir, bugünkü iktidar yıpranmıştır, yapacağı bir şey kalmamıştır. Bunların
3. dönemini istemek demek, Recep Tayyip Erdoğan’ı yolsuzluklardan dolayı
korumak demektir. Bugünkü iktidarın her sömürülü alanının üstünü örtmek
demektir. Türkiye’nin yol kavşağına gelip bölünmesi demektir. Bu iktidar
gitmelidir çünkü bu”